Verimsizlik denildiğinde çoğu zaman akla büyük arızalar, üretim duruşları ya da gözle görülür problemler gelir. Oysa birçok işletmede asıl maliyet oluşturan şey yüksek sesli krizler değil, sessizce normalleşmiş küçük kayıplardır.
Bazen birkaç dakikalık gecikmeler.
Bazen kimsenin önemsemediği küçük tekrar işler.
Bazen iletişim eksikliğinden doğan yanlış anlaşılmalar.
Bazen “hep böyle yapıyoruz” denilerek sorgulanmayan alışkanlıklar.
Tek başına bakıldığında önemsiz gibi görünen bu detaylar, zaman içinde ciddi verim kayıplarına dönüşebilir.
Asıl problem ise şu: Sessiz verimsizlik çoğu zaman görünmez hale gelir.
Çünkü insanlar tekrar eden sorunlara alışır.
Sürekli yaşanan küçük aksaklıklar artık “sistemin doğal parçası” gibi görülmeye başlanır. Bu noktadan sonra problem çözülmesi gereken bir konu olmaktan çıkar, günlük rutinin parçasına dönüşür.
Özellikle üretim ortamlarında bu durum oldukça yaygındır.
Bir süreç teoride doğru tasarlanmış olabilir. Ancak sahadaki gerçek uygulama farklı işliyorsa, kağıt üzerindeki mükemmellik tek başına anlam taşımaz.
Verimlilik yalnızca makine performansıyla ölçülmez. İnsan davranışları, iletişim biçimi, liderlik yaklaşımı ve operasyon alışkanlıkları da bu tablonun parçasıdır.
Bazı işletmeler büyük yatırım kararlarıyla verimlilik artışı ararken, asıl kayıp küçük operasyonel alışkanlıklarda gizli olabilir.
Doğru soru her zaman “Büyük sorun ne?” olmayabilir.
Bazen daha doğru soru şudur: Normal sandığımız hangi şey aslında gizli kayıp yaratıyor?
Sessiz verimsizlik tam da burada başlar.
Sizce iş hayatında normalleşmiş ama aslında verimsizlik yaratan en büyük alışkanlık ne?
Burada fabrika ortamı için doğru tespitler olsa da küçük gecikmeelerin büyük verimsizliklere yol açacağını düşünmüyorum. Tabi ki bu her zaman yapılan bir alışkanlık olmadığı sürece.